T.C. Milli Eğitim Bakanlığı
Tarihçemiz
Personelimiz  
Misyon ve Vizyonumuz
Genel Bilgilerimiz
Anasınıfımız  
Kayıt İşlemlerimiz
Okul Aile Birliğimiz
Başarılarımız
Projelerimiz  
Haberlerimiz  
Duyurularımız  
Etkinliklerimiz  
Foto Galerimiz
Dosya İndir  
İletişim
   
Öğrenciler İçin
Veliler İçin
Öğretmenler İçin
Yöneticiler İçin
   
Ziyaretçi Defterimiz  
Mezun Defterimiz  
Anı Defterimiz  
   
MEB
İstanbul Valiliği
İstanbul MEM
Esenyurt Kaymakamlığı
Esenyurt İlçe MEM
Mebbis
E-Posta (Meb)  
E-Okul (Öğretmen)  
E-Okul (Veli)  
E-Kayıt (Öğrenci)  
Untitled Document
 
ANASAYFA >> ATATÜRK'ÜN YAŞAMI
     
  ATATÜRK'ÜN YAŞAMI  
     
 

1881 yılında Selanik’te, üç katlı pembe bir evde dünyaya geldi. Annem bana baharda mayısın herhangi bir günü doğduğunu söylerdi. Benim doğum günüm niye 19 mayıs olmasın? Çocukluğuma ilişkin ilk anımsadığım şey, okula gitme konusudur. Önce annemin istediği gibi mahalle mektebine, sonra babamın tercih ettiği Şemsi Efendi Okuluna yazıldım. Kısa bir zaman sonra babam öldü. Onun ölümüyle kendimi yalnız hissettim… çünkü bizi ayakta tutan kuvvetli bir destek yıkılmıştı…

Daha sonra annemle birlikte dayımın yanına yerleştik. Kendimi bir köy hayatının içinde buldum. Bu arada annem okulsuz kaldığım için kaygılanıyordu. Nihayet selanik’te buluna teyzemin yanına gitmeme ve okula devam etmeme karar verildi. Mülkiye Rüştiyesinde karıştığım bir kavga nedeniyle büyükannem beni okuldan aldı. Ben askeri okula gitmek istiyordum. Annemin haberi olmadan Askeri Rüştiyenin sınavına girdim ve kazandım.

Artık hayatımda yeni bir dönem başlamıştı. Ortaokulu bitirince Manastır Askeri Lisesine yazıldım. 13 Mart 1899 tarihinde bir harp okulu öğrencisiydim. Harp Okulunun üçüncü sınıfında memleketin durumuna fena halde üzülüyor, baştaki subayların buna çare bulacaklarına inanmıyorduk. Çare sadece Harp Okulundaki aydınların bir öncü subay olarak orduya katılıp bir kuvvet gerçekleştirmesiyle olabilirdi.

1902 yılında 21 yaşında teğmen rütbesiyle Harp Akademisine girdim. Binlerce kişiden oluşan akademi öğrencilerine düşüncelerimizi anlatmak için el yazısıyla bir gazete çıkarmaya başladık. Sınıf içinde ufak bir örgütümüz de vardı…

Kurmay yüzbaşı olarak Harp Akademisinden mezun olduğumda takvimler 11 Ocak 1905’i gösteriyordu. Aynı yıl Şam’daki otuzuncu süvari alayına staj yapmaya gittim. Burada siyasi yaşantım için önemli gözlemlerim oldu.

Devlet yönetiminin kötülüğüne, ordunun yetiştirilmesindeki eksikliğe, halkın yönetim yüzünden çektiği sıkıntılara yakından tanıktım. 1906’da bir Ekim gecesi arkadaşlarla  Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurduk. Bu bölgedeki örgütlenme görevinin bir kısmını ben üstenmiştim. Örneğin; Beyrut, Yafa ve Kudüs’e gittim… 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi… bu devrimle birlikte yurtta büyükçe köklü bir değişiklik yapılmasının gerektiğine inanıyordum. Meşrutiyetin ilanından pek az sonra meşrutiyete karşı yapılan ayaklanmaları bastırmak üzere Trablusgarb’a gönderildim. Orada çeşitli görüşmeler yapıp Sekanik’e döndüm. Çok geçmeden 13 Nisan 19092da 31 Mart Vaka’sı oldu, İstanbul’da yeni rejime karşı gerici bir isyan baş göstermişti. İstanbul’a döndüm. Kısa sürede isyan bastırıldı…

27 Eylül 1911’de İtalyanlar Trablusgarb’a saldırdı. Ben de Trablusgarb’a gidip İtalyanlar ile savaşmak istiyordum. İsteğim gerçekleşti…

Biz Trablusgarb’ta iken Balkan Savaşı başlamıştı. Avrupa yolu ile Romanya üzerinden İstanbul’ geldim. 25 Kasım 1912’de Akdeniz Boğazı Kuva-i Mürettebesi Komutanlığı Harekat Şubesi Müdürlüğüne atandım.

Edirne, 21 Temmuz 1913’de Bulgarlardan geri alındı ve sonunda Bulgarlarla barış imzaladı. 27 Ekim 1913’te Sofya’ya ataşe olarak tayinim çıktı. Sofya ateşeliğim sırasında 1 Ağustos 1914’te Birinci Dünya Savaşı patlak verdi. Savaşta Almanların yanında yer almıştık. Ondokuzuncu Tümen Komutanı olarak Çanakkale Savaşı’na katıldım. Çanakkale Savaşı dünya tarihinin en büyük savaşlarından biridir. Askerin inancı, bitmez tükenmez azmi sayesinde zaferle çıktık bu savaştan… herkese Çanakkale’nin geçilmez olduğunu gösterdik…

14 Nisan 1916’da Silvan’daydım 6-7 Ağustos’ta Muş, ardından Bitlis kurtarılmıştı… 1916 yılının ortalarına doğru ülkenin ve ordunun içinde bulunduğu durumu anlatan bir rapor hazırlayarak başkomutan vekiline ve hükümete sundum. Raporumdaki görüşler Enver Paşa tarafından benimsenmedi. Bunun üzerine görevimden istifa ederek İstanbul’a döndüm.

7 Ağustos 1918 yılında Suriye’ye VII. Ordu Komutanlığı’na tayin edildim. Suriye Cephesinde durum kötüydü. Emrimdeki ordu ile fazla kayıp vermeden Suriye sınırına çekildim. Artık savaş bitmek üzereydi.

Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918 yılında Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladı. Koşulları belirsiz ifadelerle dolu olan bu antlaşmayı hiçbir zaman kabullenmedim. Benim için sadece bir kağıt parçasıydı. 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldiğim zaman Haydarpaşa’dan karşıya geçerken, İtilaf Devletleri’nin donanması arasından geçmek zorunda kaldık. Yaverim Cevat Abbas’a “Geldikleri gibi giderler.”  dedim. İstanbul’da kaldığım sürece bu düşünceyi gerçekleştirmek için çaba gösterdim. Fakat zaman ilerledikçe ülkeyi İstanbul’dan kurtarmanın mümkün olmadığını görmüştüm. Anadolu’ya geçmeliydim. IX. Ordu Müfettişliği görevi teklif edilince hiç duraksamadan kabul ettim.

19 Mayıs 1919’da Samsun’a arkadaşlarımızla birlikte ayak bastığımızda, hepimizin kafasında ülkenin nasıl kurtulacağına ilişkin planlar vardı. Samsun’da şu kararı aldık. “Ulus egemenliğine dayanan tam bağımsız yeni Türk Devleti kurmak.”

12 Haziranda Amasya’ya geçerek Amasya Tamimi’ni imzaladık. Ancak yaptığımız çalışmalr İstanbul’da duyuldu. Tabii ki bu durum hükümetin ve İngilizlerin hoşuna gitmedi. 27 Haziranda Sivas’a geçtik. Orada halk bizi coşkuyla karşıladı. Bu arada beni tutuklamak istediler. Ancak bizi karşılayanların çoğu Arıburnu’nda, Anafartalar’da, Çanakkale’de benim komutamda çarpışmış Mehmetçiklerdi. Bu nedenle beni tutuklayamadılar.

Sivas’tan ayrılıp Erzurum’a gelirken yolda bir ihtiyara rastladım. Ona “Nereye gidiyorsun böyle, yoksa kendi yörende geçinemedin mi?” dedim…

Yaşlı adam bana “Hayır, geçimimiz iyidir. Hatta çoluk çocuk da iyidir. Ama son günlerde duydum ki; İstanbul’dakiler bizim Erzurum’u vereceklermiş. Geldim ki görem, kimin malını kime veriyorlar?”

Bu sözlerden sonra iyice anladım ki, bu milletle neler yapılmaz.

23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’ni açtık. Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar 11 Eylül 1919’da kapanan Sivas Kongresi’nde onaylandı.

Halkın kendisini yönetmesi amacıyla 23 Nisan 1920’de TBMM’ni açtığımızda büyük bir işi başardığımızı biliyorduk. Yeni Türk Devletinin ilk Anayasası 20 Ocak 1921 yılında kabul edildi. Amasya’ya göre, egemenlik kesinlikle millette olacaktı. Bu arada Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı ayaklanmalar baş gösterdi. Bu ayaklanmaları kısa sürede bastırdık.

Düzenli ordunun kurulmasıyla Kurtuluş Savaşı gerçek niteliğine kavuşmuştu. Tüm yurt genelinde ordu ve halk elele büyük bir mücadele vermekteydi. 11 Ocak 1921’de Birinci İnönü Savaşı; zaferle sonuçlandı. Bu savaştan sonra işgalci devletler arasındaki anlaşmazlık iyice su yüzüne çıkıyordu. Anadolu’daki direnişin basit bir olay olmadığını, Türklerin yepyeni devlet kurmak için var güçleriyle savaştıklarını artık anlamaya başlamıştı.

23 Martta başlayan İkinci İnönü Savaşı 31 Mart  - 1 Nisan 1921’de yine zaferle sonuçlandı. Bu zafer, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bağımsızlığa olan inancını arttırdı, moralini daha da yükseltti. İsmet Paşaya çektiğim telgrafta “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin ters talihini de yendiniz.” Dedim. Yalnız Yunanlılar Sakarya ırmağına kadar ilerlemişlerdi. Bazı yerlerde savunmamızı kırarak Ankara’ya 50 kilometre kadar yaklaştılar. Durum tehlikeli idi. Ama çok büyük fedakarlıklarla düşmanın bu ileri hareketini durdurduk. 13 Eylül 1921’de Sakarya’nın doğusu Yunanlılardan temizlenmiş, dünya tarihinin en büyük meydan muharebelerinden biri kazanılmıştı.

Sakarya Meydan Muharebesinden sonra Yunanlılar ellerinden kalan mevzileri korumak amacıyla uzun süreli savunma savaşına hazırlanıyordu. Bizler de Büyük Taarruza hazırlık yapıyorduk. 20 Temmuz 1922’de Başkomutanlık süresiz bana verildi.

26 Ağustos sabahı erken saatlerde, dikkat ve titizlikle hazırlanan taarruz planını uygulamaya koyduk. 30 Ağustos zafer bizimdi.

Düşmana toplanma fırsatı vermeden izledik. 18 Eylülde Batı Anadolu’da hiçbir Yunan askeri kalmamıştı.

11 Ekim 1922 yılında Mudanya Ateşkes Antlaşması’nı İsmet Paşa İngilizlerle imzaladı. Türkiye’nin sınırları 24 Temmuz 1923’de Lozan’da belirlendi. Bu önemli antlaşmayı yine İsmet Paşa imzalayacaktı.

Artık hepimizi başka savaşlar bekliyordu… Eğitimden ekonomiye kadar… Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme nedeni eğitimi yüzyıllarca ihmal etmesiydi… Eğitimle ilgili ilk olarak 3 Mart 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu çıkardık. Artık yurttaki her çeşit öğretim kurumu devletin denetimindeydi. 1925 yılında Tekke ve Zaviye gibi çağdaş bir toplumda yeri olmayan kuruluşları kaldırdık. 1926 yılında Medeni Hukuk yürürlüğe girdi…

Yapılan en önemli devrimlerden bir harf devrimidir. 1 Kasım 1928’de Arap harfleri yerini Latin harflerine bıraktı…

1928 yılında devlet yapısın laikleşmesi tamamlandı…. O yıl Anayasamızdan, laikliğe bağdaşmayan hükümler kaldırıldı…

Ekonomide önemli adımlar attık…
Yapılanlar halkın desteğiyle kısa sürede hayata geçti.
Türk gençliği şimdi onların bekçisi.
Bu nedenle ben hep yaşıyorum…

 
 
    Kaynak : http://www.meb.gov.tr/belirligunler/ataturk/ata.html  
 
 
 
Yaşamı
İlkeleri
Devrimleri
Kişilik Özellikleri
Eğitim Anlayışı
Gençliğe Hitabesi
10. Yıl Nutku
Fotografları
 
     
     
   
   
   
     
   
  .:: 259178 ::.  
     
Atatürk
Sigarayla Mücadele
Mezun

Nüzhet Usta Bilgincan İlköğretim Okulu © Tüm hakları saklıdır.
Adres : Kıraç İstiklal Mah. Küçük Ayazma Caddesi No:62 Esenyurt / İstanbul
Telefon : 0 212 6896818Faks : 0 212 6896365E-Posta : bilgi@nuzhetusta.k12.tr
T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünün yayınlamış olduğu şablona göre hazırlanmıştır.