T.C. Milli Eğitim Bakanlığı
Tarihçemiz
Personelimiz  
Misyon ve Vizyonumuz
Genel Bilgilerimiz
Anasınıfımız  
Kayıt İşlemlerimiz
Okul Aile Birliğimiz
Başarılarımız
Projelerimiz  
Haberlerimiz  
Duyurularımız  
Etkinliklerimiz  
Foto Galerimiz
Dosya İndir  
İletişim
   
Öğrenciler İçin
Veliler İçin
Öğretmenler İçin
Yöneticiler İçin
   
Ziyaretçi Defterimiz  
Mezun Defterimiz  
Anı Defterimiz  
   
MEB
İstanbul Valiliği
İstanbul MEM
Esenyurt Kaymakamlığı
Esenyurt İlçe MEM
Mebbis
E-Posta (Meb)  
E-Okul (Öğretmen)  
E-Okul (Veli)  
E-Kayıt (Öğrenci)  
Untitled Document
 
ANASAYFA >> ATATÜRK'ÜN DEVRİMLERİ
     
  ATATÜRK DEVRİMLERİ  
     
 

Bir Devlet kurar Atatürk, Çağdaş bir Devlettir bu.

Hukukuyla, eğitimiyle, kılık kıyafetiyle…

Atatürk’ün bu konudaki görüşleri şöyle:

“Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline getirmektir.
İnkılâbımızın asıl hedefi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zorunludur.” (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69)

SALTANATIN KALDIRILMASI (1 Kasım 1920)

23 Nisan 1920’den itibaren salt milletin egemenliğine dayanan yeni bir devlet kurulunca iyice eskiyen ve yıpranan kişisel saltanatın sürmesi akla aykırıydı. O saltanat ki, düşmanlarla Sevr Anlaşması’nı imzalamış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin egemenliğini tanımamıştı.

Büyük zafer kazanıldıktan ve Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, barış görüşmeleri için hazırlıklara başlandı. İşte bu sırada İstanbul Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yolladığı yazılarda zaferin kazanıldığı ve artık işbirliği yapılması zamanının geldiğini bildiriyordu. Anlaşma Devletleri 28 Ekim tarihli notasında, Osmanlı Hükümeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni birlikte barış görüşmelerine çağırdı. Amaçları barış görüşmeleriyle Türk tarafını bölüp güçsüzleştirmekti.
23 Nisan 1920’den itibaren, kişisel saltanatın zaten kalkmış olduğunu kabul eden

Gazi Mustafa Kemal Paşa, barış görüşmelerine İstanbul Hükümeti’nin de çağırılması üzerine en önemli siyasal devrimlerinden birini gerçekleştirdi.

Gazi, 1 Kasım 1922’de Mecliste yaptığı tarihsel konuşmasında, millet egemenliğinin yanında kişisel egemenliğin sürmesinin akla aykırı olduğunu belirtti. Gazi’nin konuşmasından sonra oylamaya geçildi. 1 Kasım 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, oybirliğiyle aldığı kararla saltanatı kaldırdı.

CUMHURİYETİN İLANI (29 Ekim 1923)

1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldı. Yalnız bir sorun daha vardı. 1921 Anayasası ile kurulan hükümet, zaferden sonra, tam olarak işleyemez duruma gelmişti. Bir yandan devlet başkanının eksikliği, bir yandan sistem yetersizliği, yeni Devleti zaman zaman bunalımlara sürükleyecek gibi görünüyordu. 27 Ekim 1923’te bir hükümet sorunu doğdu. Bakanlar Kurulu görevden ayrılmıştı. Eski bakanlardan yerine bir türlü yenileri seçilemiyordu.

Çözülmesi gereken sorun, rejimin adını koyup bir iki değişiklik yamaktı. İşte, 1923 yılından yaşanan bunalım, Gazi’ye bir ortam yarattı. Devletin adını koyma zamanı gelmişti.

Yeni Türk Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğu ilan edilecekti. Bunun gereği olarak Cumhurbaşkanı seçilecekti. Mustafa Kemal Paşa 28/29 Ekim 1923 gecesi, bir anayasa değişikliği projesi hazırladı. 29 Ekim günü T.B.M.M.’inde ateşli konuşmalar yapıldı.

23  Nisan 1920’den beri T.B.M.M. ile zaten Cumhuriyetin kurulduğu, saltanatın kaldırılması ile rejimin iyice pekiştiği, yapılacak işin sadece bir ad koymak olduğu milletvekillerinde açıklandı.

Nihayet aynı gün T.B.M.M. anayasa değişikliğini kabul ederek yeni Türk Devletinin bir cumhuriyet olduğunu ilan etti. Oybirliği ile Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı oldu.

HALİFELİĞİN KALDIRILMASI (3 Mart 1924)

Saltanatın kaldırılması ile Osmanlı Devleti kesinlikle son buldu. Ardından Cumhuriyet ilan edildi. Artık halifenin hiçbir rolü kalmamıştı. Eskiden devletin başı sayılan halifenin, Cumhurbaşkanı ile birlikte varlığını sürdürmesi mantığa aykırı idi ve gereksizdi. Ayrıca tehlikeliydi de. Çünkü, saltanatın kalkması ve Cumhuriyetin ilanından sonra eski rejim yanlılarının sığınıp güç alabilecekleri bir tek halife kalmıştı.
Bu kişiler, halife Abdülmecit’in çevresinde toplanmaya başlıyordu. Yeni kurulan Cumhuriyeti böyle bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmak doğru olmazdı. Sonunda T.B.M.M. 3 Mart 1924’te çıkardığı bir kanunla halifeliği kaldırdı.

TARİKATLARIN KALDIRILMASI, TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI
(39 Kasım 1925)

Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen, farklı düşünceler geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda da etkili olmaya, çıkarları tehlikeye düşünce halkı ayaklandırmaya başlamışlardı. Menemen Olayı, Şeyh Sait İsyanı gibi başkaldırıların üstüne: “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz, Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürütüyoruz. Başka bir şey tanımayız!” diyen Atatürk’ün sözlerinden sonra harekete geçilerek, 30 Kasım 1925’te çıkarılan yasayla tekke ve zaviyeler kapatıldı.

DEVLET DÜZENİ VE HUKUK

Bir toplum içinde yaşayan insanlar arasında sayısız ilişkiler vardır. Ailenin kurulması, işlemesi, sona ermesi, kişinin mal edinmesi, ekonomik hayatın düzenlenmesi gibi ilişlilerdir bunlar. Bu ilişkilerin belirli kurallara göre işlemesi bir zorunluluktur. Aksi durumda, toplumda kargaşa çıkar. İşte, bireylerin uymak zorunda oldukları bu kurallara hukuk deniliyor. Hukuk kurallarını koymak ve bu kuralların uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için bir otoriteye gereksinim vardır. Bu otorite devlettir.

Hukuk, insanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallardır.
Osmanlı İmparatorluğunda yönetim ve hukuk büyük ölçüde İslam Dinine dayandırılmıştı. II. Mahmut ve Tanzimat dönemlerinde az da olsa hukuk alanında değişimler yaşandı. Yine de yapılanlar yeterli olmadı. Bu yetersizlik İmparatorluğun parçalanmasını kolaylaştırmıştır.

MEDENİ KANUNUN KABULÜ (17 Şubat 1926)

Hukuk düzeninin temeli medeni hukuktur. Türk devlet ve hukuk sisteminin laikleşmesi için yeni bir medeni kanunun kabul edilmesi şarttı. Bu konuda araştırmalar yapıldı. Avrupa’da hazırlanan medeni kanunların en sonuncusu olduğu için İsviçre Medeni Kanunu’nun kabul edilmesine karar verildi. Medeni Kanun bir kurul tarafından Türkçeye çevrildi ve Borçlar Kanunu ile birlikte T.B.M.M. tarafından 17 Şubat 1926’da kabul edildi. Kanunla birlikte kadınla erkek arasında toplumsal ve ekonomik alanda eşitlik sağlandı.

    1. Bundan sonra kadınlar istediği mesleği seçebilecekti.
    2. Tek kadınla evlilik esası ve resmi nikah getirildi.
    3. Boşanma hakkı kadına da verildi.
    4. Mirasta kız ve erkek çocuklar arasındaki adaletsizlik kaldırıldı.

Medeni kanunu diğer temel yasalar izlemiştir.
1934 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.

EĞİTİM VE ÖĞRETİM DEVRİMİ (3 Mart 1924)

Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme nedenlerinin başında eğitimi ihmal etmesi gelir. Oysa XVII. Yüzyıldan itibaren batı dünyası altın çağını yaşamaktaydı. Aslında Osmanlı İmparatorluğu başlangıç dönemlerinde oldukça ileri eğitim yöntemlerine sahipti. Ancak zamanla gelişmelerin gerisinde kaldığı ve bir eğitim kargaşası yaşadığı için eğitim geriledi. Bu da ülkede bilimin yayılmasını önlemiştir. Yeni Türk Devleti, ilerlemenin eğitimle gerçekleşeceğini biliyordu. İlk önce eğitimdeki kargaşa giderilmeliydi. 3 Mart 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin Birleştirilmesi) Kanunu ile her çeşit eğitim kurumu devletin denetimine geçti. Bu konuda bütün sorumluluk Milli Eğitim Bakanlığı’na ait olacaktı. Tüm eğitim kuruluşları Milli Eğitim Bakanlığı çatısında birleştirildikten sonra, gereksiz olan kurumların kaldırılmasına başlandı. Bunların başında medreseler geliyordu. Medreseler artık çağın gerisindeydi. Devlet ve hukuk laikleşmeye başladığı için bu kadar çok sayıda din bilginine gereksinim yoktu.

Kısa bir süre sonra Maarif Teşkilatı Kanunu kabul edildi. Bugünkü eğitim ve öğretim sistemimizin temeli bu kanunla atılmıştır.

LATİN ALFABESİNİN KABULÜ (1 Kasım 1928)

Atatürk, Türkçe’nin daha kolay okunması ve yazılması, eğitimin yaygınlaştırılması için harf değişikliğinin gerekli olduğunu düşünüyordu. 1926 yılından itibaren yaptırdığı araştırmalar sonucunda, Latin Alfabesi’nin Türkçe’nin yapısına uygun olduğunu gördü.

Bu harfler ele alındı, yeniden düzenlenerek hazırlandı. Konuyla ilgili hazırlanan kanun, 1 Kasım 1928’de kabul edildi.

Yapılan işin hiç de kolay olmadığı, çalışmaların yıllarca sürebileceği görüşünü benimseyenlerin sayısı hiç de az değildi. Bir büyük devrimci bu görüşü benimsemiyordu. Eski harfleri birden bire bırakmadan yeni harflerle birlikte kullanma önerilerini kabul etmedi. O’na göre böyle bir geçiş döneminde herkes alıştığı Arap Harfleri’ni kullanacaktı. O, b konuda kararlıydı. Umutluydu… Ve umudunun boşa olmadığını gördü. Birkaç ay içinde bütün yazı işlerinde Türk Harfleri kullanılmaya başlandı.

ŞAPKA VE KIYAFET DEVRİMİ (25 Kasım 1925)

Türk toplumunda Tanzimat’tan önce başlayan kılık ve kıyafetteki değişim hareketi Cumhuriyet devrimiyle tamamlandı. Atatürk, 1925 yılının Ağustos ayında, Kastamonu ve çevresine bir geziye çıkar. Başında şapka vardır. Yaptığı gezi, giyime yönelik devrimlerin başlangıcı oldu. Şapkanın kabul edilmesinin devrim tarihimizdeki yeri büyüktür. Çünkü şapka, Doğu ile Batı uygarlığını ayıran bir simge durumundaydı.

Bundan sonra kadın ve erkek giyiminde yapılan değişiklerle, Türk Ulusu giyimiyle de çağdaş ülkeler içinde yerini aldı.

TAKVİM, SAAT VE ÖLÇÜLERDE DEĞİŞİKLİK (26 Aralık 1925)

Cumhuriyet dönemine gelinceye kadar batı ülkelerinden farklı; takvim, saat, rakam ve ölçüler kullanılıyordu. Hafta tatili Cuma günüydü.

Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç ettiği 622 tarihi Hicret Takvimi’nin başlangıcı olarak kabul ediliyor, yıl olarak da ay yılı kullanılıyordu.

Batı ülkeleri ise, takvimin başlangıcı olarak İsa’nın doğumunu, takvim yılı olarak da güneş yılını kabul ediyordu.

Bu ayrılık, tarih olaylarının karşılaştırılmasını zorlaştırıyor, ticaret ve resmi ilişlilerde güçlükler doğuruyordu. 1925 yılında çıkarılan bir kanunla takvim ve saat ölçülerindeki karışıklık giderildi. 1931 yılında da ağırlık ölçüleri değiştirildi. Arşın ve endazenin yerini metre aldı. Bundan böyle okka tarihe karışacak, Türk ulusu kilo ile tanışacaktı.


SOYADI KANUNUN KABULÜ (21 Haziran 1934)

Osmanlı toplumunda soyadı yoktu. Bu da günlük hayatta çeşitli zorluklar yaratıyordu. Bu zorlukların önüne geçmek amacıyla 21 Haziran 1934’te çıkarılan bir yasayla soyadı almak herkese yükümlü kılındı.
Aynı yıl çıkarılan bir başka yasayla eski unvanlar da yasaklandı. Böylece yasalar önünde eşitlik ilkesi gerçekleşiyordu.

 
 
   

Kaynaklar : http://www.meb.gov.tr/belirligunler/ataturk/ata.html

 
    SU, Mükerrem ve Prof Dr. Ahmet MUMCU. Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük. Devlet Kitapları. İstanbul, 1993.
ERÜRETEN, Bahir Mazhar. Türkiye Cumhuriyeti Devrim Yasaları. Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayın A.Ş. 1999.
İNTERNET SAYFASI: http://ataturk.adu.edu.tr/ink.htm
 
 
 
 
Yaşamı
İlkeleri
Devrimleri
Kişilik Özellikleri
Eğitim Anlayışı
Gençliğe Hitabesi
10. Yıl Nutku
Fotografları
 
     
     
   
   
   
     
   
  .:: 259178 ::.  
     
Atatürk
Sigarayla Mücadele
Mezun

Nüzhet Usta Bilgincan İlköğretim Okulu © Tüm hakları saklıdır.
Adres : Kıraç İstiklal Mah. Küçük Ayazma Caddesi No:62 Esenyurt / İstanbul
Telefon : 0 212 6896818Faks : 0 212 6896365E-Posta : bilgi@nuzhetusta.k12.tr
T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünün yayınlamış olduğu şablona göre hazırlanmıştır.